ELİF İLE ALEFİN SAVAŞI

Türk alfabesinin ilk harfi eliftir. Bunu söyleyince hemen birileri ayağa kalkar düzeltir; o Arap alfabesidir der. Türk alfabesinden kasıt, Türklerin en çok değer, metin ürettikleri alfabe ise Türk alfabesi Arap kökenli Türk alfabesidir. İkinci sırada şu anda kullandığımız alfabe gelir. Çoğu insanın öz Türk alfabesi olarak andığı ya da sandığı Göktürk Alfabesi, son sıralarda gelir nitekim, günümüze ulaşan metin çok kısıtlıdır.
Bunu söyleyince kimileri hemen çıldırıyor. Diyorlar ki menşei bakımından Türk olan öz Türk alfabesi dır. Göktürk alfabesinin menşei acaba nereye dayanıyor? Bu harflerin kaçı başka yazı ve harf sistemlerinden geldi, kaçı doğrudan Türkler tarafından icat oldu? Bunun tespiti çok zor.
Etimologların baş belası konulardan birisidir tam bu söylediğim. Bir kelime bulurlar. Kökenini daha popüler başka bir dile dayandırırlar. Ancak hangi dilden hangi dile geçtiğini bulamazlar. Ya da günümüze ulaşmayan ölmüş dillerle bağını göremez, gösteremezler. O yüzden lafları havada kalır. Ancak bir kelimenin doğrudan yansıma şeklinde tabiattan alındığını gösterebilirseniz, o zaman bir kelimenin gerçek kökü olan tabiatı bulmuş olursunuz. Mesela dudu kelimesi, papağan kelimesinin Türkçe halidir ve kökü doğrudan kuşun çıkardığı ses olduğu için başka hiçbir dilden gelmemiştir.
Türk dudusu, güzel öttüğü hatta konuştuğu için kafese koyulmuştur. Tutu kelimesi, tutulmuş, tutuklu kelimesi buradan çıkmıştır. Tutulan, hapsedilen, korunan anlamında bir tutmak fiilini türetmiştir. Tutmak fiili Türkçede sevgiyle ilişkili tutku, yapışma ile ilgili tutkal, kuş tutma ile ilgili tuzak(tutzak), maliye ile ilgili tutar gibi kelimeleri türetmiştir. Mesnevide geçen meşhur bir kafesteki papağan hikâyesini herkes bilir. Bu hikâyenin ismini Türkçe özetlemeye kalkacak olsak, ismi “tutu dudu hikâyesi” olur ki bu hikâye kelime oyunu içermesi bakımından belagate denk düştüğü için bu hikayenin bir Türk hikayesi olduğunu düşündürür. Hikâye içinde sıklıkla tutmak fiiliyle yapılan kelime oyunları geliştiği için ben âcizane bunun bir Türk hikâyesi olduğuna kaniyim.
Bu tutmak kelimesi Latincede nasıl karşımıza çıkıyor dersiniz? Meşhur “totu” kelimesi. Portekiz ve İspanyolcada “todo”, Fransızcada “tot” İtalyancada “tutti” İngilizcede “total” gibi halleriyle gördüğümüz kelime herşey anlamına geldiği gibi ticarette de “tutar” anlamına gelir. Bu kelime kuvvetle muhtemel batıya doğudan gelen kervanlardaki develerin sırtında gelmiştir.
Alfabe konusuna geri dönecek olursak, Türk alfabesinin ilk harfi olan elif nerden gelmişti? Ben de herkes gibi bu kelimeyi alefle ilişkilendirmiştim. Ama başta anlattığım aynı hataya mı düşmüştüm? Elif mi aleften geldi, alef mi eliften geldi? Bu elif nerden geldi? Bu yumağı çözelim.
Şiirlerde kafiye aramak bir etimolog için harika bir uğraştır. Çünkü kafiyeler aynı zamanda tezat da içeriyorsa bize etimoloji hakkında mükemmel ipuçları verirler. İşte ben de bu elif kelimesine bir kafiye araken bakın neyi buldum? Beyite bakalım:
Kimiz Arapsaçı lif gibi alemde, piçiz.
Neyiz, Arapça elif gibi, kalender hiçiz.
(Hz.Mevlana- Mesnevi -1.defter 1515 Tercüme;İ.Aybek)
Elif ve lif. Oldukça enteresan bir eşleşme. Lif nedir? Bir kabak türü. Bu kabak kurutulunca geride kalan karman çorman olan(piç) olan o yumak temizlik yapmakta kullanılıyor. Araplar lif deyince ilk olarak hurma ağacının gövdesindeki karma karışık olan ipliksi dokuyu anlıyor. Lif dendiği zaman temel anlaşılması gereken şey:karmaşa, karman çorman olma. Karmaşıklık. Arapçada karışma anlamına gelen lifaf, ilaf, ülfet gibi kelimeler burdan geliyor.
Peki “elif” ne demek? “Elif” işte o karmaşadan çekilmiş tek bir teldir. Ya da başka bir deyişle dolaşmış, karışmış lif olmuş bir ipi çözersek, en son çözülmüş hali eliftir. Eski Türk yazısında tüm kelimeler elifin dolaşık halidir. Hepsini çözdüğümüz zaman elimizde elif kalır. Zaten elifin dolaşmış haline de gene aynı kökten türediğinden şüphe duymadığım “laf” denmektedir. Elif ve lif zıt anlamlı kelimelerdir. İyi de Arapçada “e-” şeklinde bir ön ek yok. Bu kelimelerin Arapça kökenli olduğunu kim söyledi? Günümüzde asimetrik ve simetrik gibi iki Latin kökenli kelimenin bir ön ekle zıt yapıldığını biliyoruz. Bunun gibi birçok antik dilde ön ekle olumsuzlaştırma kuralı vardı.
Elif harf olarak Allah lafzının ilk harfi olduğu gibi tasavvufi manada ise hiçliktir. O lifin içinde elifin hükmü yoktur. Hem hiçtir hem de tektir. Elif sayı olarak “bir” manasına gelir. Tekliktir, aynı zamanda da sadece o vardır. Geri kalan herşey onun türevidir. Bugün kuantum fizikçileri kainatın bir lif yapısında olduğunu öne süren bir sicim teorisi ortaya attılar. Onların yeni ortaya attığı bu teoriyi Hz. Mevlana 7 asır önce çözüp içinden elifi çıkartmış bile. Elif Mevlana’nın neyi oluverir. Sonuçta ney de karman çorman bir sazlıktan sökülmüş tek bir çubuktur. Elif yeri gelir çöp, saman oluverir. Dünyanın hiçliği anlamında kullanılır. Elif Arapçada evcil, alışmış olan demekmiş. Bu anlamı kelimenin ilaf kökünden gelir.
Elif Türk halk şiirinde çok işlenmiş bir konudur.
Elif kaşlarını çatar
Gamzesi sineme batar
Ak elleri kalem tutar
Yazar Elif Elif diye
(Karacoğlan)
Elif kaşlarını çatınca bir harf oluyor, bir nokta alıp gamze alınca başka bir harf oluyor. Eline bir kalem alıp elif diye diye yazıyormuş. Ne yazarsa yazsın elif yani Allah lafzı karşısına çıkıyormuş. Alfabemizin ilk harfi olan elif sadece bir isim değil kainatın özü, tüm manaların tözü imiş.
Adem ismi elif ile başlar. Elif deme can verip Âdem olmuştur denir. Allahüteala hz. Âdem’e bütün isimleri öğretmiştir. Arapçada bütün isimler elif ile başlar. Yani isimlerin önüne gelen takılar…Yani bütün isimler elifle başlar. Dünya boğanın iki boynuzu arasında sallanmadan önce Arşimet şöyle demişti: bana öyle büyük bir çubuk verin ki size dünyayı kaldırıyım.
Hal böyle iken bu Alef ne imiş? Latin alfabesinin ilk harfi olan “A” harfinin türediği şekil ters dönmüş bir boğa kafasıdır. Bu sembolün Filistin civarında yaşamış olan Fenike alfabesinden geldiği düşünülür. İşte bu Alef kelimesinin de eski Türkçede bir karşılığı var; Alp. Oğuzların bir güç ve savaşçılık sembolü olan boğa, öküz ile olan ilgisini biliyoruz. Bana soracak olursanız Latin kültürünün devamı olan İspanyolların ve Portekizlilerin boğa güreşi gelenekleri Türklerin zaptedilmesinin günümüze kadar ulaşmış bir analojisi olduğunu düşünüyorum. Peki bizim savaşçı alpimiz başka kültürlerin nesiydi? Akla ilk gelenlerden bir tanesi, Çatalhöyük kazı alanında evlerin içlerinde çıkan boğa kafaları. Arkeologlar evlerde dini bir sembol olarak boğa kafası kullanıldığını düşünmüştü. Din ve sığır dendiği zaman akla Hindular gelmezse olmaz. Hindular da atalarının ruhlarını taşıdıklarına inandıkları inekleri kutsal ve dokunulmaz görüyordu. Ancak inek ve din dendiğinde şüphesiz çoğumuzun aklına İsrailoğullarının buzağı tanrısı gelmektedir. Hz. Musa ilahi emirleri almak için Tur dağına çıktığında kavmi hemen onun Tanrısını unutuvermiş ve bir buzağı heykeli yaparak onu ilah edinmişti. Onları gören kutlu nebi sinirinden tabletleri kırmıştı. Acaba o tabletlerde laf elif ile mi başlıyordu yoksa alef ile mi?
Alef Musa’nın getirdiği metin değil, İsrailoğullarının yaptığı buzağının adıydı.
Derken Sâmirî onlar için böğürebilen bir buzağı heykeli döküp çıkardı. Peşinden o ve avânesi: “İşte sizin de, Mûsâ’nın ilâhı da budur. Fakat Mûsâ bunu unuttu, başka ilâh aramak üzere kalkıp dağlara gitti” dediler.
(Ta-Ha Suresi 88.Ayet)
Demek ki alef, elif değildi. Elif başka bir şeydi. Alef başka birşeydi. Aralarındaki ilişki buzağının iki boynuzu kadar ayrıktı. Buzağı boynuzunun çiftliği elifin tekliğinin zıttıdır. Buzağı kendisi iki boynuzlu olduğu gibi manası da putperestliktir. Putperestlik de çatallamadan gelir. Yani yüce bir ruh var, bir de onun avatarı, yer yüzünde bir sureti var. Ancak islamda Allah suretten münezzehtir. Alefte putperestliğin çiftliği var. Elifte tevhid inancının tekliği var. Elifte teki işaret eden ve kesin bir sonuç var. İbranice’nin alefi çarpı işaretidir. Çarpıktır. Bana sorarsanız alef elifin çarpıtılmış halidir. Buzağı, yaratıcının çarpıtılmış halidir. Başka bir bakış açısı ile çarpı elifin üstü çizilmiş halidir. Çarpı işareti çokluğu, katlamayı, çiftleşmeyi işaret eder. Alef çarpılmış bir kavmin helak olmadan önceki üstü çizilmiş fotoğrafıdır. Alef çarpık olduğu gibi aynı zamanda çarmıhtır. Çarmıh tam olarak aleftir. Tanrıya yerde bir beden aramaktır. İkiliktir
Elif ise ikiyi birlere bölen bir çizgidir. Kesir çizgisini, bölmeyi, birlemeyi bire indirmeyi işaret eder. Hz. Musa azgın bir boğa gibi saldıran firavun tarafından sıkıştırıldığında denizi bölen şey, tevhit inancı idi. Sonrasında o bölünmüş deniz birleşerek bir elif kılıcı gibi, firavun’u boğdu. Semboller matematiğin temel fikrinin yansımasıdır.
Alef, tapılan bir putperestlik olduğu kadar bir şaşılığı, bir şüpheyi işaret eder. Acaba çatalın hangi ucu? O çatal mı bu çatal mı derken, insanı hakikatten uzaklaştıran bir yapısı var. Elifte ise işaret eden kesin bir sonuç var.
Elif diktir ve ayaktadır. Fenike alfabesinin alefi yan yatıktır. Latin alfabesinin alefi ise tam tepetaklak olmuştur. Devriktir. Kabe’de devrilen putlar gibi alef de devrik bir puttur. Allah Müslümanlara sığırı, keçiyi, koçu kurban bayramında devirmeyi bir ibadet olarak emretmiştir. Bunlar hep çift boynuzlu hayvanlardır.
Şimdi biz 1928’de alfabemizi değiştirirken sadece lafımızı ifade edecek sembolleri mi seçtik? Yoksa Musa Tura çıktığı için kendimize hemen bir alef mi icat ettik? Elifi terk edip yazımızı alefle başlatarak buzağı ikiliğine düşmedik mi? Türkçemizin fonetik yapısındaki birçok sesi yitirip Türkçemizi böğürmeye benzer bir hale getirmedik mi? Latin alfabesi bizim elif elif diye yazan Türkçemizi konuşabilir miydi? Yoksa bu alef bize yulaf olarak mı verildi? Yoksa bizi birilerine bir şeylere ilaf mı etmeye çalıştılar? Elif bize ülfet mi olmuştu? Elifi alefle karışan Türkçenin kelimeleri lif gibi karman çorman mı oldu?
“Hayret doğrusu! Onlar görmüyorlar mıydı ki, o heykel kendilerine hiçbir sözle cevap veremiyor ve onlar için ne bir zarar ne de bir fayda sağlamaya güç yetirebiliyordu?”
(Ta-Ha Suresi 89.Ayet)
İbrahim Aybek
10 Yengeç 1405- Lizbon
Son yorumlar