Ali Gav-ı Veli Hazretleri İsminin Manası
Konya’mızın velileri saymakla bitmez. Hepsi birer kandil gibi şehrimizi nurlandırmaktadır. Nitekim şehrimizde bulunan bazı mühim şahsiyetler hakkında günümüze ulaşmış çok fazla bilgi elimizde yoktur. Onların gerçek kimlikleri, gerçek vasıfları hakkında ancak elimizdeki verilere bakarak bir takım tahminler yürütebiliriz. Bu büyük şahsiyetlerden birisi de Ali Gav-ı Veli Hazretleridir.
1285 Salnamesinde 110. Sayfada ismi geçen Ali Gav-ı Veli adına Aleaddin tepesinin yanı başında, Karatay Medresesine komşu olacak şekilde bir büyük, ihtişamlı medrese yapılmıştır. Yapılan bu medresenin görkeminden Ali Gav-ı Veli’nin büyük bir zat olduğunu anlıyoruz. Ancak bu zat kimdi ve ismi ne manaya geliyordu?
Ali Gav-ı Veli hakkında bir menkıbede şöyle denmektedir:
“Selçuklu ordusu Konya’yı kuşatır, fakat bir türlü şehri alamaz. Ordudan bir asker veya Ali Gav Tekkesi’nde yatan bir derviş, bir gün öküz postuna bürünerek, şehrin sığırları ile birlikte içeri girer ve gece karanlığında kale kapılarını açarak şehrin Türk askerlerince fethedilmesini sağlar. Bu kahraman, Ali Gav Sultan’dır.”[1]
Salnamede 110. Sayfada ismi şu büyük Selçukiyye Evliyaları ile birlikte anılmıştır:
- Şeyh Salahaddin Zerkubi Konevi,
- Ulu Arif Efendi
- Hüsameddin Çelebi
- İmam Begâvi
- Evhauddin Kirmani
- Ateşbazı Veli
- Şeyh Şecaattin
- Ebu İshak Kazruni
- Şeyh Osman Rumi
- Abdülmümin Halife
- Hoca Ahmed Fakih
- Hoca Cihan
- Miski Sultan
Anlaşılması gereken şudur ki Ali Gav-ı Veli menkıbede anlatıldığı gibi şehrin kapısını açan bir asker değil, bir Anadolu Ereni, bir evliyadır. Ancak bu menkıbeleri de bir kenara atmamak gerekir. İçlerinde bazı sembolik manalar vardır.
Gav ismini tarihçiler Farsça “öküz” anlamına gelen bir kelimeden geldiğini öne sürmüşlerdir. Bu isim bir evliyaya hiç yakışmayacağı gibi dönemine ait bir yakıştırma değildir, sonradan ortaya atılmıştır. Gav isminin doğru manasını anlamak için dönemindeki mana dünyasının terimlerine ve o günün dünyasında gav(kav) kelimesinin anlamına bakmak gerekir.
Hazreti Pir Celaleddin Rumi’nin yani Mevlana’nın yazdığı eser Mesnevi’de bazı temel kavramlar ve misaller sıkça verilir. Sufi kelimesi tasavvuf ehlinin çok üstünde durduğu bir kavramdır. Kimileri dervişlere sufi denmesini giydikleri yün hırka ve sikkeye bağlamıştır. Ancak sufi kelimesi çok yoğun bir mana yumağını barındırır. Suf pamuk demektir. Pamuk deyince ilk akla gelen şey onun çabuk yanmasıdır. Sufiler aşk ateşi ile yanmaya çalışmaktadırlar. O yüzden pamuk gibi olan çabuk yanar. Hz. Mevlana mesnevi eserinin ilk 18 beyiti içinde bu düşünceyi şöyle ifade eder:
Ayrılıktan parça parça olmuş, kalb isterim ki, iştiyak derdini açayım. (Mesnevi 1.defter, 3. Beyit Tercüme: Veled İzbudak)
İşte pamuk gibi (sufi) parça parça olmuş, pare pare olmuş, lime lime tel tel olmuş bir gönül ancak Mevlana’nın bu ayrılık derdini anlayabilir. Hazreti Pir bu fikrini defaatle başka örneklerle anlatır durur. İşte tam bu minvalde Mesnevi eserinde seçilen anahtar kelimelerinden bir tanesi de manasını aradığımız bu Kav kelimesidir. Bakın büyük belagat üstadı ne diyor:
Ben yandım, kavını tutuşturmak isteyen bana gelsin, benden tutuştursun da çerçöpü alevlesin, yaksın!
Kav, ateş alma kabiliyetindedir, şu halde ateşi cezbeden kavı al! (Mesnevi 1.defter 1722-1723.beyitler Tercüme: Veled İzbudak)
Kav Mesnevide gördüğümüz gibi sufilerin kendilerine metafor olarak kullandıkları çok özel ve çok önemli bir kelimedir. Yaşar Çağbayır tarafından hazırlanmış büyük Türkçe sözlük bu kelimenin bize 17 farklı anlamını veriyor. Bizim için önemli bazı anlamlarını listeleyerek üzerine düşünelim:
Madde başı “kav” ve “gav”:
- Kumaştaki ince tüyler; hav.
- Kab
- Çanak ve çömlek yapımında kullanılan kırmızı toprak.
- {eAT} {OsT} {ağız} Yılanın deri değiştirirken attığı deri; yılan gömleği. [DS]
- Meşe, dişbudak, söğüt ve kavak gibi ağaçların kabuğunda yetişen bir mantardan kurutularak elde edilen, kolay tutuşur süngerimsi madde. {eT} {ağız} (aynı) [DLT] [DS]
- Ağaçlarda oluşan mantar.
- Kül ve ateş karışımı.
- Kırmızı toprak. [DS]
Kav kökünden türemiş “kavlamak” ve “gavlamak” fiiline bakalım:
- Deri, kabuk, tüy için) pul pul kabarıp dökülmek; soyulmak.
- {ağız} Soyunmak. [DS]
- (Deri için) güneşten soyulmak. [DS]
Tasavvufta temel düşünce insanın deriden, bedenden suretten kurtulup manaya ermesidir. Beden bir zindan gibidir. Buna post da denir. Bu posttan çıkmak, özgür kalmaktır. Zaten bahsedilen numaralardaki beyitler de bir papağanın özgürleşme öyküsü anlatılan bölüme aittir. İşte gav tam olarak deriden soyulma, deriden kurtulma anlamına gelir. Ağaçların kabukları sökülür ve ateş onlarla yakılır. Ondan ağaç kabuğuna kav denir. Ateşle ilgili olan tüm manalar ağaç kabuğunun ateş yakmada kullanılmasından türeyen diğer manalardır. Kav: kabuğun sökülerek yakılmasıdır. Sufi olmayı hiç bilmeyen bir insan bana tarifini yap deseydi ona basit olarak böyle özetleyebilirdik: kabuğu söküp yakmak, yok etmek. Manaya ermek.
Mesnevi müşerrihi Tahiri Mevlevi söz konusu beyiti nasıl şerh etmiş:
“Ruhun safa kesbedebilmesi için bedenin, daha doğrusu ondaki mevhum benliğin talaş gibi tutuşup yanması ve mahvolması lazımdır. Bu suretle beden ve ruh serapa nur olur. Şair Zati, bir nat-ı şerifinin matlaından ne güzel söyler:
Kametin ey büstan-ı lamekân pirayesi,
Nurdan bir servdir, düşmez zemine sayesi.”
Bu ateşle ilgili metaforları lakap olarak kullanan başka bir Konya evliyası ise meşhur Ateşbazı Veli hazretleridir. Kendisi kızıl tuğlalardan bir türbe yapılmasını istemiştir.[2] Kızıl tuğla ne demekti: kav.
Şimdi Konya’da türbesi bulunan üç evliyayı birlikte düşünelim: Ateşbazı Veli, Ali Gav-ı Veli ve Şemsi Tebrizi.
Şemşi Tebrizi’nin ismi Hz.Mevlana tarafından verilmiş bir lakaptır. Tebriz: ateşler şehri demektir. Şems zaten güneş demektir. Ateşbaz: ateşle oynayan demektir. Yani bu velilerin ortak noktası, hepsinin tasavvufun Allah aşkıyla yanma kavramından ünvanlarını almış olmalarıdır. Bu açıdan bakıldığı takdirde, Ali Gav-ı Veli hazretlerinin isminin de bu kelimeden geldiği anlaşılmaktadır.
Şimdi yukarıda anlatılan menkıbeye geri dönecek olursak, orada ineğin postunun soyulması ve bu postun soyulması ile Konya şehrinin fetholunması, kapılarının islama açılması sembolik bir dil ile bir hakikati ortaya koymaktadır. Bu menkıbeye atıfla Gav kelimesinin öküz manasına geldiğini savunanlar yanılmaktadır. Bu menkıbedeki gav çağrışımı öküzden dolayı değil derinin soyulmasından dolayıdır. Özetle toparlayacak olursak, Ali Gav-ı Veli Konya’nın fethi ile ilişkilendirilmiş büyük bir evliyadır. Kendi ismiyle günümüze ulaşan medrese içerisinde medfun olduğu kayıtlarda geçmektedir.(Sandukası ve yeri kayıptır) Ancak bu mübarek zatın ismi “sufi” kelimesinin bir nevi Anadolu Türkçesine tercümesi gibidir. Yani ateş yayan, insanlara ateşi veren, Allah aşkını dağıtan, derisini soymuş, yanmış derisi soyulmuş gibi manalara gelmektedir. Bu vesileyle bu mühim hatanın gerekli Konya ansiklopedilerinde ve Medresenin açıklama levhası gibi yerlerde düzeltilmesi dahası da bu mananın gelecek kuşaklara aktarılması gerekmektedir.
Bu yazıyı kaleme aldığım Portekiz’in Lizbon şehrinde de aynı şekilde şehrin Portekiz krallığı adına fethi sırasında kapısının açılmasını sağlamış bir kahramanı bulunmaktadır:Martim Moniz. Günümüzde bu kişinin adını hala yaşatmak için Lizbon’un kalesinin yanındaki en merkezi semt, metro durağı ve birçok başka kamusal alanda ismi yaşatılmaktadır. Darısı da Konya’mızın başına.
Ali Gav-ı Veli hazretleri ruhiçün el Fatiha.
Kaynakça:
- Şark İslam Klasikleri Mesnevi 1- V.İzbudak Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları
- https://tr.wikipedia.org/wiki/Âteşbâzı_Velî
- https://islamansiklopedisi.org.tr/atesbaz-i-veli (18.06.2026).
- https://konyaninalimvehocalari.konyacami.com/ali-gav-sultan/
- Youtube: Bir Selçuklu Eseri: Ali Gav Medresesi(Konuşmacı İbrahim Kunt)
- Konya Vilayet Salnamesi-1868 Konya Yıllığı
- Şerhi Mesnevi- Tahiri Mevlevi
[1] https://konyaninalimvehocalari.konyacami.com/ali-gav-sultan/
[2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Âteşbâzı_Velî
Son yorumlar